Dünyadaki en büyük cesurca davranış nedir biliyor musunuz? Bütün olumsuzluklara karşın olumlu düşünmeye inat etmek!

Yeşil Dokunuş ( Mart 2012)

Web sitemde istediğini arayabilirsin

26 Ocak 2012 Perşembe

%100 Demokrasi Kazığı Yemek




          Son yıllarda demokrasi sözüyle yatıp demokrasi sözüyle kalkar olduk. Demokrasi kelimesi çağdaşlaşmayla, yenilikle bir tutulur oldu. Kafalarımıza sürekli süslü demokratik çiviler çakılır oldu. Her ne hikmetse bu komedyada demokrasiden en çok söz edenler, demokrasiyi kendi çıkarları için kullananlar oldu. 2002 seçimlerinden bu yana her fırsatta demokratik olduğunu söyleyen iktidar, iktidar karşıtı insanları bir bir içeri attığı yetmezmiş gibi meclisten istediği yasaları geçirebilmek için ben çoğunluğum istediğimi yaparım zokasını bütün Türkiye'ye dayattı. Malum parti, iktidar olduğundan beri akıl almaz uygulamalar zinciri birbirini takip etti. Bunlardan bir kaçını sıralamak gerekirse:



- Özelleştirme adı altında devletin kar ettiği kurumlar neredeyse bedavaya satıldı.

- PKK'nın partisi olan BDP'nin meclise yerleşmesi sağlandı. PKK hiç olmadığı kadar güçlendi.

- Ergenekon Davası ve Darbe iddianameleriyle basın ve ordu denetim altına alındı.

- Misyonerlik faaliyetlerine göz yumuldu. Vakıflar yasası çıkarıldı. Eski ibadethaneler ayine açıldı.

- Mollaların diyanete sokulmak istenmesi ve diyanetin özelleştirmek istenmesi ile Cumhuriyeti yok edebilecek faaliyetlere girişildi.

- Özellikle Suriye'ye karşı düşmanca tavırlar takınılıp savaş çığlıkları atıldı.


            Bunlar aklıma gelen gelişmelerden sadece bir kaçı. Bunlar olurken her fırsatta Cumhuriyete sahip çıkacağını söyleyen iki parti adeta üç maymunu oynadı. AKP'nin ortaya attığı %50'yi alan her şeyi yapar sözünü birebir tasdik edip meclisteki %50'yi bir anda %100 yaptılar. Hatırlasanız birkaç sene önce anayasa referandumu yapıldı. Halkımızın %42'si bu anayasayı kabul etmemesine rağmen anayasa yasalaştı. Halkın oylamasıyla yasalaşan anayasayla birlikte yargı, iktidarın kontörlüne girdi. Burada kaçınız düşündü bilmem ama neredeyse halkın yarısının kabul etmediği bir şeyin yasalaştırılması ne kadar mantıklıydı? Burada çoğunluktan çok eşitlik yok muydu? Eğer demokrasi çoğunluk ilkesi üzerine kuruluysa halkın yüzde sekseninden fazlasının evet demesi gerekmiyor muydu? İşte bu noktada bu çarpıklığı görenler yine sessiz kaldılar. Her zamanki gibi...


                Sevgili okuyucularım, öyle gözüküyor ki bütün partiler hep birlikte olmuşlar bir tiyatro çeviriyorlar. Size diyorlar ki bir grup insan oy çoğunluğunu aldı istedikleri şeyleri yaparlar. Bu istenilen şeyler ne kadar mantıksız, ne kadar zalimce, ne kadar kötü olursa yine de yaparlar, sonuçta onları siz seçtiniz. Evet, siz onları seçmiş olabilirsiniz ama bu seçimin bir sebebi, sebepleri vardı. Bu seçimleri ekonomiyi iyi idare ettikleri için, dürüst olduklarını düşündüğünüz için, dindar olduklarını düşündüğünüz için ve aklıma gelmeyen bir sürü sebepten dolayı yapmış olabilirsiniz. Ancak hiçbir seçim, sizin zararınıza veya seçmiş olduğunuz parti dışındaki partileri seçenlerin zararına olacak şeyleri dayatmanın doğru olduğu anlamına gelmez. Halkın büyük çoğunluğunun kabul etmediği şeyleri doğrudur diyerek dayatmak olmaz. İşte bu noktada yönetim şekli demokrasiden çok monarşiye ve faşizme kayar. Burada olan da budur zaten. İşin daha garibi bunlar olurken bizi temsil etsin diye gönderdiğimiz kişilerin bu duruma tepkisiz kalmasıdır. Bu gibi durumlarda halkın tepki göstermesini sağlayacak kuruluşlar siyasi partilerdir oysa. En basit ve en sağlam tepki meclisi boykottur. Bunun işe yaramadığı durumlarda sine i millet kararı da etkili olabilir. Özel yetkili mahkemelerle insanlar içeri atılırken ve bu mahkemeler anayasaya aykırı iken muhalefetin sesiz kalması aslında iktidarın 350 vekile değil 550 vekile sahip olduğunu göstermektedir. Düşünüyordum da muhalif partilerin birinin başında Atatürk gibi şahsiyetlerden biri olsaydı, yaşanılan akıl almaz olaylar karşısında sesiz kalmaz kurtuluş savaşında Samsun'a çıktığı gibi bir direniş başlatırdı. Ne yazık ki, bunu yapabilecek hatta düşlenebilecek muhalif liderlere sahip değiliz. Onlar çoktan bazı şeyleri kılıflarına uydurmuşlar ya da basiretsizler. Öyle gözüyor ki halk olarak yüzde elli değil, yüzde yüz demokrasi kazığını çoktan yedik.


            Okuyucularım, eminim ki bazılarınız veya bu yazımı okuyanlarınız durumun vahametinin farkında. Durumun ne kadar çok acıklı olduğunun farkında olmayanlar için daha çok araştırma yapmalarını, daha çok makale okumalarını öneririm. Yukarda bahsettiğim gibi hepimiz demokrasi kazığını çoktan yemiş bulunuyoruz. İktidarı ellerinde bulunduranların istediğini yapabilme hakkına sahipken bizler söz söyleme hakkına bile sahip değiliz. İşin daha acı tarafı bizi savunması gerekenler %50 her şeyi yapar masalını yutturmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bu durumdan kurtuluş yolu olarak köklü çözümler düşünmeliyiz. Köklü çözüm ise halkın çıkan yasaları denetleyebilme ve devlet üzerinde söz hakkı kurma yetkisi olabilir. Üzülerek söylüyorum ki dile getirdiğim bu şeyi çok az insan anlatıyor. Sorunun kökten çözümü oldukça zor gözükmekte, biz de kökten çözüm yerine mevcut şartlar üzerinden gitmeyi yeğleyebiliriz. Mevcut durumda da yapabileceğimiz başka şeyler de var. Bunlar: Oy attığınız partinin milletvekillerini uyarmak, herhangi bir vekile rahatsızlığımızı iletmek, tarafsız toplum kuruluşlarını katılmak, çevrenizdeki insanlara bu kazığı nasıl yediğimizi anlatmak gibi. Ne kadar aktif olursanız, insanları ne kadar bilinçlendirirseniz o kadar iyi. Ben bir noktayım ne yapabilirim diye düşünmeyin. Ben böyle demediğim için yazıyorum, siz de bir şeyler yaparak varlığınızı kanıtlayın.


           İktidarı elinde bulunduranlar ve muhalefet bize istediği kadar kazık atamaya çalışsın, biz Atatürk'ün aşağıdaki sözünü hatırladığımız ve uyguladığımız sürece aydınlığa rahatlıkla çıkarabiliriz:


"Bir Türk dünyaya bedeldir."