Dünyadaki en büyük cesurca davranış nedir biliyor musunuz? Bütün olumsuzluklara karşın olumlu düşünmeye inat etmek!

Yeşildokunuş ( Mart 2012)

Web sitemde istediğini arayabilirsin

benden... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
benden... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2014 Cumartesi

0 Melekten yukarı, hayvandan aşağı!


            
    Biz neyiz gerçekten? Birbirimizi üç beş kuruşluk çıkarlar için öldürüyoruz. Yakıyoruz, yıkıyoruz.  Yakıp yıkmalarımız sadece şehirleri değil dünyayı, hatta evreni etkiliyor. En masum canlıları köleleştiriyoruz, hatta o canlıları gözümüzü kırpmadan katlediyoruz. Kirletiyoruz. Dünyayı kirletmeyi ve yok etmeyi başaran belki de tek canlıyız. Canlı derken aklıma bir aslan geliyor. Bir aslan sadece yemek için öldürürken biz eğlence için, namus için, din için hatta sebepsiz şeyler için bile öldürebiliyoruz. Bir aslan ki dünyayı kirletmek sadece yapabileceği tek şey dışkılamakken o bile doğaya faydalı olurken bizim sanayi dışkılarımız bir başka canlıyı yok ediyor. Kendimiz, düşüncelerimiz, dünyayı yok etmeye programlı sanki. Biz neyiz gerçekten? Yaptıklarımızın toplamı dünyadaki hangi türün varlığından daha değerli? Biz neyiz? Hayvandan aşağı mı melekten yukarı mı?
              

1 Eylül 2013 Pazar

0 Hayat rastgele mi yaşanıyor yoksa?



      Bugünlerde zihnimi en çok meşgul eden şey boşluk, hayatın boşluğu ve anlamsızlığı. Bu boşluğu anlamak, sorgulamak  ve bir şeyler yaratmak için derin düşüncelere dalıp sonsuz zihin paradigmalarında kıvranırken aniden her şeyi anlamak  kolay değil. Biraz deli, biraz içine kapanık, biraz da suskun olup bir dünya yaratıp sonra da bu dünyadan bir şeyler umarken ondan bir şeyler isterken karşımıza çıkacak belki de.  Bir de şu var, hayatın bol bol hayatın kazağını yiyip ondan sonra anlayabileceğimiz bir şey olabilir bu. Nerden geldiyse aklıma bu sözler, çok dolambaçlı şekilde giriş yaptım yazıma.  Hayat hayattı her zamanki gibi oysa.

29 Temmuz 2013 Pazartesi

0 Hayatımın ve dünyanın boşluğu

                Sesler ve rüzgâr, oturduğum sandalyede bir şeyler hatırlatmak için uğraşıyor bana. Hatırladığım bu şey, bir esinti. Esintiden öte bir boşluk. Yaşadığım bu boşluk, seneler önce askerde yine bir sandalyede hissettiğim garip ve gizemli anlardan bir tanesi sanki. Hissetmek istediğim, duymak istediğim, anlamak istediğim veya anlatmak istediğim bir histen öte bir şey. Tenimi hafif bir rüzgar okşarken sağdan soldan esen tertemiz rüzgarın ince dokunuşları tenimdeki tüyleri okşarken yüreğimin hatırlattığı şey, o garip şey buraya gelirken yakındığım o içimden gelen sessiz çığlık sanki.

0 Yeniden yazıyorum...

 
  Merhaba sevgili dostlar. Sizlerden uzun süredir ayrı kaldım. Her zaman ki klasikliğimi gösterip yakın zamanda geleceğim yazılarımdan yaklaşık bir yıl boyunca ayrı kaldım. Bu süre zarfında sadece bir tane yazı yazdım. Bu kadar uzun ayrılığın nedeni yazdığım bir romanla uğraşmamdı. İlk kitabım Tanrı’nın Kalbimdeki İncisi’ni yaklaşık sekiz ay  gibi zamanda bitirdim. Kitabı bitirdim ; ancak parasal sıkıntılar yüzünden henüz basamıyorum. Şu sıralar meteliğe kurşun attığım için Everest Yayınları’nın düzenlediği ilk roman yarışmasına katıldım. Kazanırsam ekim ayı gibi basılacak büyük ihtimalle.  Tanrı’nın Kalbimdeki İncisi’nden sonra ikinci bir kitap yazmayı düşünüyorum ama şu an için bu imkansız duruyor. Biraz kafamı toplamalıyım, biraz da kendime gelmeliyim diye düşünüyorum. Eğer ikinci kitabı yazmaya başlarsam kesinlikle bloğumu ve sizleri boş bırakmayacağım. Aynı hatalara bir daha düşmeyeceğim. Yazma aşkımı kolay kolay satmayacağım. Şimdilik sağlıcakla kalın.

29 Ocak 2012 Pazar

Beni Affet



Bazen bazı şeyleri istemeden hissedersin. Yeni şiirim  de öyle dile geldi birden...







31 Aralık 2011 Cumartesi

2012'ye Girerken


         Her yeni yıl birbirimize, sevdiklerimize, dünyaya olumlu mesajlar göndeririz.  O yeni yıllar, bizim o mesajlarımızdan habersizce yapacağı bütün gaddarlıkları veya iyilikleri yapar gider.
          İşte bu yüzden yeni yıl kutlamanın sadece eğlence tarafında ilgilenmekteyim. Benim gibi yalnız bireyler için bu kutlamaların anlamı olmasa da kutlayanlar olduğunu görmek güzel. 

18 Kasım 2011 Cuma

Yeni romana başlarken,

        Konu başlığına bakıp da daha önce kitaplarım olduğunu sanmayın. Yıllardır kafaya koyduğum şeyi bir kaç hafta önce uygulamaya soktum. İlk romanımı yazmaya koyuldum.

        Şuandaki ruh halimi yansıtan, aynı zamanda tema olarak dini sorgulayan, aşkı irdeleyen romanıma  geçen hafta strartı verdim. Kitap bittikten sonra ilk işim her sanatçıda olduğu gibi takma ad almak olacak. Kim bilir kapağa kendimi adımı değil, anılmak istediğim adı koyarım.

Hadi hayırlısı...





romanımdan ufak bir bölüm...


"Üstünde oturduğum bankta yansımalar değil sesler önemliydi. Dalgaların değil, onların sesleri olmalıydı. Tanrımın yarattığı henüz keşfetmediğimiz alemin o sınırsız coşkusu karaya vuruyor olmalıydı.  En son denizi seyretmeye geldiğimde bu kadar rahat ve sıradan değildim. Ailem tam da orta yerinden parçalanmıştı, babam evi terk ettiğinde annemin sıkıntılı haline dayanamamış kendimi kordon boyuna atmıştım. Nasıl da yağıyordu, nasıl da yağıyordu o yağmur.  Damlayan gök yüzünden düşen her damlacık içimdeki karanlığa adeta birer çivi batırıyordu."


















6 Eylül 2011 Salı

Dertten Anlamak

               Uzun zamandır dünyadayım; ama zaman belirtmek istemiyorum. Bulunduğum zaman zarfında gri ve siyah olmak üzere hayatın bütün tonlarda yaşadım. Yaşamımda mücadele, sıkıntı, engel eksik olmadı. Ulaştığım bu yaşta, geçmişimden sadece mutlu anılar olarak yaşadığım tuhaf olaylar ve platonik aşklar kaldı.

21 Ağustos 2011 Pazar

0 Blog Sayfama Başlarken


   Yazı yazma sevdam ilk önce kitaplarla başladı. Okumadan yazmak olmazdı tabi. Biraz geç oldu belki de. Yazmaya daha önce başlamalıydım. Anlatmalıydım her şeyi. Blogumda kendimi, hayatı, edebiyatı, siyaseti dilim döndüğünce kendime has taraflarıyla yonttum…             
    Ha aklınıza gelirse neden yeşil dokunuş diye. Kendi adım olmazdı öncelikle. Saklanmak yada gizlenmek istediğimden değil, eğer yazacaksam ben de kılık kıyafet kuşanmalıydım. Ben yeşili kuşandım. Yeşil hayat demekti, var oluş demekti. İnsanlık gözlerini ilk açtığında yeşili görmedi mi? İşte ben de yazılarımla ufak da olsa hayatlar veririm diye bu rumuz benim için harikaydı