Bugün dünya barış günü. İnsanlık son 300 yılda sadece 26 gün
savaşmadan durabilmiş. Büyük savaşlar olmadan sadece 26 gün yerinde
durabilmişiz. Son 300 yıldan öncesi de çok farklı değildi belki de. İnsanlık
tarihi hep savaşları yazmış hiç barışı düşünmemiş bile, peki insanlık neden
savaşıyor, savaşları neden engelleriz diye hiç sorduk mu?
Dünyadaki en büyük cesurca davranış nedir biliyor musunuz? Bütün olumsuzluklara karşın olumlu düşünmeye inat etmek!
Yeşildokunuş ( Mart 2012)
Web sitemde istediğini arayabilirsin
İzlenim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İzlenim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Eylül 2015 Salı
11 Mart 2014 Salı
0 Filozofun Çırağı
Yazar : James Morrow
Yayınevi : Pegasus
Okunma tarihi : 7 / 3 / 2014
Tür : Macera
Yazarının ödüllü bir romancı olması ve ilginç
isminden dolayı arka kapak görüşleri sebebiyle severek okuyacağımı sandığım bir kitaptı ancak bu romanın insana hiçbir şey katmayan sığ bir roman olduğunu söyleyebilirim. Rahatlıkla ifade edebilirim ki bu roman için harcayacağınız zaman da para da boşa. Sıradan bir maceradan öteye gitmeyen, insana bir şey katmayan bir yapıt.
Boşa zaman harcadığım bu romanın konusuna kısaca değinmek istiyorum. Belki aranızda boş zamanlarını değerlendirmek isteyenler vardır:
Boşa zaman harcadığım bu romanın konusuna kısaca değinmek istiyorum. Belki aranızda boş zamanlarını değerlendirmek isteyenler vardır:
23 Aralık 2011 Cuma
Soykırım ve Melle Meselesi Neye Hizmet Ediyor?
Son zamanlarda okuduğum yazılarda Emperyalist güçlerin yeni hedefinin bu sefer Cumhuriyetçiler, yani CHP olduğu yönündeydi. İlginçtir ki CHP partisi, Kılıçdaroğlu’na kadar dış devletlerden hiçbir şekilde bu kadar rağbet görmediği aşikârdır. Türkiye’de sömürgeci devletlerin takdirini toplayan partilerin başa geçmesi olağan bilenen bir durum olduğu için, dış devletlerin takdirini toplayan bir genel başkanının partisinin yani CHP’nin bir sonraki seçimlerde iktidar olarak göreceğimiz fikri, hiç de yabana atılmayacak bir gerçektir.
12 Kasım 2011 Cumartesi
Gizli Dünya Devleti
Yazar
: Garry Allen
Yayınevi :
Milli Gazate
Sayfa Sayısı :
336
Okunma Tarihi : Ekim
2011
Tür
: Güncel
Gizli dünya devleti dünyayı yöneten sömüren
kuruluşları inceleyen hakkında bilgiler veren bir kitap. Kitapta ağırlıklı olarak Siyonizm
işlenmiş. Ağırlıklı olarak Amerika’dan bahsedilmiş. Amerika’nın
bankerler tarafından nasıl ele geçirildiği, Amerika’nın kimler tarafından
yönetildiği ve ülkelerin ekonomilerini ve elinde tutan gizli güçler konusunda harika
bilgiler veriyor. Milli Gazete’nin konu hakkında verdiği ek bilgilerle Amerikan
doları üzerindeki tek gözlü pramit hakkında yeterli bilgiye sahip
olabiliyorsunuz. Kitabın sonunda bulunan gizli semboller ve mason sözlüğü de
yeterince bilgi veren kaynaklardan.
Gizli oluşumları anlamak için
herkesin okuması gerektiği bir kitap.
Dünya Tarihinin Perde Arkası
Yazar
: Tugut Gürsan
Yayınevi :
Bilge KARINCA
Sayfa Sayısı :
476
Okunma Tarihi : Ekim
2011
Tür : Güncel
Dünyayı
yöneten gizli güçler hakkında detaylı bilgiler veren bir kitap.
Her taşın altından daha doğrusu
dünyadaki bütün kötülüklerin arkasında günümüzde İlluminati, geçmişte Gül ve
Haç kardeşliği, Tapınak Şövalyeleri gibi örgütlerin olduğunu söyleyen, asıl amacın
tek bir dünya devleti yaratmayı planlayan bir yapılanma olduğunu anlatan
gizemli bir kitap; dünya tarihinin perde arkası. Kitapta en fazla dikkatimi çeken şey 1. ve 2. Dünya savaşını bilen Albert Pike ve 3
. Dünya savaşı hakkında söyledikleriydi. Bir insan kahin değilse bunları nasıl
bilmiş olabilirdi! İnsan bu kitabı
okuduktan dünyadaki her şeyin planlı ve programlı şekilde yürütüldüğünü
rahatlaıkla anlıyor. Turgut Gürsan, dünyadaki bütün olayların arkasında Yahudiler
ve Siyonimizin olduğunu açık delillerle ispat ediliyordu. 1789 Fransız İhtilali
ve Bolşevik ihtilali daha pek çok olay İlluminati
ve Masonların işi olduğu rahatlıkla belli oluyor.
Dünya Tarihi’nin perde arkası okudukça
oldukça şaşırdığım bir kitap oldu. Dünyayı
tek yönetim altında tutmaya amaçlayan insanlar, kabala öğretilerine inanıyorlar
ve şeytana tapıyorlar. Kitapta verilen bilgilere göre bizi yöneten şeytana
tapan bu insanların asıl kaynağı mısıra mısırın gerisinde de Atlantis ve Mu’ya
kadar gitmektedir. Bunların dışında Amerika’yı kuranların mason olduğu gerçeği
ve İlluminaticilerin Amerikan parasında kendi mühürlerini kullanarak, bütün dünyaya şifreli şekilde sizi ele geçirdik
demeleri, yine ilginç ayrıntılardan. Bunların dışında dikkatimi çeken başka bir
nokta da Faşizm, Sosyalizm, Metaryalizm, Kapitalizm, Kominizm gibi kavramların
aslında dünyayı sömürmeye yarayan araçlar olmaları..
Kitap okuması sarıcı ve ilginç
bir kitap. Ancak sıkan tarafları da yok
değil. Zaman zaman çok verilen çok fazla
ayrıntı kafanızın karışmasına sebep olabilir.
15 Eylül 2011 Perşembe
Ateşli Romatizmam ve Elma Sirkesi
Anlattığım hikayeler genelde yakındığım hastalıklar üzerine oluyor. Hep bir engel hep bir sıkıntı, ne yaparsın hayat böyle. Çocukluğumda her kış bana eziyet eden kronik bronşiti, daha doğrusu doktorların geçmez dediği kronik bronşiti, bir aktarın verdiği bitkilerle tedavi etmiştim. O gün bugündür, doktor ilaçlarına pek güvenmiyorum. Mecbur kalmadıkça ilaç içmemeye özen gösteriyorum. Ne kadar özenli olsam da halen başucumda ilaçlar duruyor! Çünkü insan denen varlığın ne ilaçları ne hastalığı bitmiyor.
On sekiz yaşına geldiğimde sürekli ateşim olmasını bronşite bağlıyordum. Doğrusu gittiğim doktorlar ateş meselesini psikolojiden tutun da aklınıza gelebilecek her türlü hastalığa bağladıkları oldu. Bronşitimin geçtiği sene hariç bu yaşıma kadar ateşiz günümü hatırlamıyordum. Dereceyle baktığımda 37 derece ateş gözüküyordu ama bu ateş normal bir ateşten öte kafamı sersemleştirip vücudumu ağırlaştırıyordu. Ciddi bir rahatsızlık veriyordu. Başımı ne zaman ellesem o ateşi hissediyordum.
Etiketler:
Bu yazıları okumalı,
Çözüm Önerilerim,
Elma Sirkesi,
İzlenim,
Sağlık,
Yeşil Dokunuş Yazdı
1 Eylül 2011 Perşembe
Aşk
Yazar Elif Şafak
Yayınevi Doğan Kitap
Sayfa Sayısı 420
Tür Roman
Aşk için “ticari” olmayan, sevdiğim kitaplardan biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Kitabımızın konusu, Ella adındaki ev hanımının editör olması ve editör olduktan sonra ona gelen "Aşk Şeriatı" isimli kitabı okuması ve etkilenmesi sonucu Aziz Zahara adlı okuduğu romanı yazan kişiye aşık olmasını ve onun yanına gitmesini anlatıyor. Kitabın sonunda Aziz Konya’da hastalıktan ölüyor. Roman, Ella’nın hayatını konu alırken Aşk Şeriatı yani Aziz Zahara’nın yazdığı kitabı bizlere sunuyor. Aşk şeriatı, Mevlana ve Şems arasında geçen aşkı konu alıyor. Mevlana Şems’i ruh eşi olarak tanımlıyor ve günün birinde Şems’i çekemeyenler onu öldürüyor.
Gelelim roman hakkındaki düşüncelerime; Aşk, karakterleriyle anlatımlarıyla canlı bir roman olmuş. Okurken adeta o dünyanın içine giriyorsunuz. Özellikle karakterleri yansıtma bakımdan çok başarılı buldum, misal sarhoş Süleyman karakterini okurken adeta onun gözünden bakıyorsunuz dünyaya ya da Kerra karakterini okurken bir anda Kerra olup çıkıyorsunuz. Çöl gülünün hayatını onun ağzından dinlerken adeta bir fahişe oluyorsunuz. Kimya’yı dinlerken aynı bir genç kız gibi hissediyorsunuz. Anlatılan ve sunulan yan karakterler genelde Şems’le bir takım ilgileri kuruluyor. Genelde roman karakterleri Şems’in etrafında dönüyor. Misal Baba zaman, Şarhoş Süleyman, Dilenci Hasan, Çöl gülü, Baybars gibi karakterlerin ilk önce hayatları sunulup daha sonra Şems’le alakası kurulmuş. Genelde bu teknik, son derece sık kullanılan bir teknik ve Elif Şafak son derece başarılı kullanmış. Ha unutmadan Ella karakteri sanki Elif Şafak’ın hayatından izler taşıyor. Misal Ella’nın kırklı yaşlarda olması ve yazarın bu yaşı oldukça iyi yansıtması gibi.*
Aşk'ı genel hatlarıyla çizdikten gelelim romanın ana teması olan aşk ve tasavvuf gibi konulara. Bu temaların işlenişi oldukça başarılı anlatılmış. Özellikle Şems’i okurken tasavvuf ’un ne olduğunu çok rahat anlayabiliyorsunuz. Dervişlerin hayatına adeta balıklama dalıyorsunuz. Tasavvuf ’un savunduğu dinlerin kabuk olduğu ve hepimizin Tanrı’nın parçası olduğu düşüncesini çok iyi anlatıyor. Tasavvuftan çıkan düşünceler ve yarattığı iklim romana oldukça iyi sinmiş. Mutasavvıflara karşı dervişlerin savunduğu düşüncelere de oldukça geniş bir şekilde yer verilmiş. Karakterle aracılığıyla (Şems ve Şeyh Yasin) kabuk ve iç, zahir – rint çatışması ele alınmış. Eğer tasavvuf konusunda bir şey bilmiyorsanız rahatlıkla sizi ona çekebilecek özellik taşıyor diyebilirim.
Bunların dışında romanda sık sık anlatılan derviş hikayeleri romana ayrı bir canlılık katıyor. Sadece bundan dolayı birden çok alıntı yaptığım ender romanlardan oldu.
Aşk’ı okumaktan büyük keyif aldığımı, severek okuduğumu ve günlerce beni düşündürttüğünü rahatlıkla söyleyebilirim. Herkesin büyük keyif alacağı bir roman, mutlaka tadına varın.
*(Kitapta belli başlı karakterler: Ella ve hayatı; Ella, David, Aziz, Jeannette ve diğer çocuklar. Mevlana’yla ilgili karakterler; Şems, Kerra, Sultan Veled, Alaâddin, Kimya. Şems ile ilgili karakterler; Mevlana, Baba Zaman, Kızıl şaçlı mürit, Dilenci Hasan, Sarhoş Süleyman, Fahişe Çöl Gülü, Baybars, Şeyh Yasin Efendi.)
*(Kitapta belli başlı karakterler: Ella ve hayatı; Ella, David, Aziz, Jeannette ve diğer çocuklar. Mevlana’yla ilgili karakterler; Şems, Kerra, Sultan Veled, Alaâddin, Kimya. Şems ile ilgili karakterler; Mevlana, Baba Zaman, Kızıl şaçlı mürit, Dilenci Hasan, Sarhoş Süleyman, Fahişe Çöl Gülü, Baybars, Şeyh Yasin Efendi.)
Kehanet
Yazar Dean Koontz
Yayınevi Sayfa6
Sayfa Sayısı 449
Tür Roman
Roman, kitabımızın kahramanı Jimmy Tock’un dedesinin tam öleceği sırada söylediği kehanetlerle başlıyor. Beş farklı tarihte kehanette bulunuyor ve bunlar çıkıyor. Kurgu oldukça ilginç. Hatta fazla ilginç ki insan ne olabileceğini önceden tahmin edebiliyor. Bu bakımdan teknik olarak baya zayıf bir kitap.
Romanda palyaço Banzoo’nun karısının doğumu için geldiği gece doktorları vurması aslında kitabın dönüm noktası. O gece banzoo’nun karısı ikiz doğurur ve ölür. Jimmy’nin annesi de doğrurur ama o ölmez çocuğu ölür. Çıkan karmaşa sonrası ikiz bebeklerden bir tanesi Jimmy’nin babasına verilir. Bu gerçeği ancak Punch’un ve Jimmy’nin sindaktili olduğunu öğrendikten sonra olayı yaşayan hemşireyle olan konuşmalarından sonra öğrenirler. Tabii bu kitabın sonuna doğru aydınlanacak bir durumdur. Jimmy gerçek babasının kim olduğunu öğrenene kadar dedesinin kehanetlerini bir bir yaşar. Gerçek babasıysa Virgillo denen Banzoo’nun karısının babasıdır. Yani Virgillo Vivacemente, Jimmy’nin hem büyük babası hem de babasıdır. Kendi soyundan olan mükemmel sirk cambazları yaratmak için kızıyla yatmıştır. Her şey ortaya çıktıktan, Banzoo ve Virgillo öldükten sonra yaşadığı macera sırasında tanıştığı Lorrie’den bir çocuğu olacağı gün yine hastanede kehanetlerden bahsedilir ama bunlar güzel şeyler anlatır.
Roman zevkli bir hikayeye sahip diyebiliriz. Ancak kimi zaman yararlanılan gereksiz ayrıntılar insanın dikkatini dağıtıyor ve hikâyeden koparıyor. Bunun yanında olacakların tahmin edilebilmesi kitabın sonuna doğru insanı sıkıyor. Yine de okunmaya değer.
Kayıp Gül
Yazar Serdar Özkan
Yayınevi Timaş
Sayfa Sayısı 205
Tür Roman
Kitabımızın başkahramanı Diana adında genç bir kızdır. Diana’nın annesi ölünce, annesinden ona mektuplar miras kalır. Mektuplarda ikiz kardeşi olduğundan söz eder. Diana ilk önce o kız kardeşi aramak istemese de daha sonra aramaya kalkar. Onun gülleri sevdiğini öğrenir ve İstanbul’a gelir. İstanbul’da Zeynep Hanım güllerle konuşma dersleri verir. Güllerle konuşmasını öğrenemez ama güllerin hikayelerini dinler. Mary’nin annelerini ondan daha çok sevdiğini düşünür. Anlatılan hikayeler sonucu kendisinin dış görünüşe önem verdiği, ancak ikizinin içe önem verdiğini anlar. Mary’nin İstanbul’a değil, San Francisco’ya yani kendi yanına geleceğini öğrenir. Dersleri yarıda bırakıp gider. Eve geldiğinde Mary ait bir mektup bulur. Mektupta annesinin öldüğünü bildiği yazılıdır. Yine de adresinin başka bir mektupta olduğunu söyler. O mektubu çok aramasına rağmen bulamaz. O sırada Zaynep Hanımdan Mary’e verilmek üzere bir hediye gelir. İçinde kayıp mektubun nerde olabileceğine dair şifreler vardır. Hediyedeki hikayeden ve şifreden yola çıkarak kayıp mektubu bulur. Mektupta gerçekte Mary’nin kendisi olduğunu öğrenir, bütün her şeyi annesi planlamıştır, Diana’nın kendisi bulması için.
Roman okunmaya değer ancak insan üzerinde çok fazla etki bırakmayan bir yönü var. Bunun nedeni yazar sık sık bölümlerle baş vurduğu için, Romanı daha çok hikayeye benzetmiş olması yüzünden romanın teknik olarak zayıf düşmüş olmasıdır. Teknik olarak zayıf bir roman olsa da anlatılan hikaye ve konunun sürükleyici olması onu okunmaya değer harika bir kitap yapıyor.
Kelebeği Kurtarmak
Yazar G. Willow Wilson
Yayınevi Derin Kitap
Sayfa Sayısı 272
Tür Anı - roman
Yazarın kendi hayatından bir kesiti anlattığı bir kitap Kelebeği Kurtarmak. Ateist bir aileden gelip Müslüman olma süreci anlatılıyor.
Kitap genelde Mısır'da geçiyor. Mısır'ın her kitapta güzel bir şey olduğunun anlatılmasına rağmen Kelebeği Kutarmak'ın Mısır'ı oldukça kirli ve sıkıcı oluşu, gerçekleri göstermesi yönüyle bana hayli ilginç geldi. Kitabın adı kelebeği kurtarmak olmasına karşın kitabın orjinal ismi Kelebek Camii ve Türkçe'ye çeviri yapılırken Kelebeği Kurtarmak adının konulması biraz fantezi olmuş diyebiliriz. Kelebek Camii’nin özelliği harikulade güzel bir camii oluşu ancak çevresindeki yapılarca sıkıştırılmış ve bastırıldığı için adeta tuzağa düşmüş bir kelebeğe benzemesi sebebiyle belki de yazara göre İslamiyet’in belki de kendi içinde bulunduğu durumu anlatıyor. Yazar bazı yerlerde İslamiyet’in modern bir din olduğundan bahsediyor. Yazar; aşırı İslamcıların, radikallerin bu modern ve güzel dini bir dar bir kalıba sokma uğraşında olduğunu görüyor. Yazar Willow'a göre belki de bu kelebeği sıkışmış bu ortamdan kurtarmak için Batı'yla İslam arasında bir köprü kurmak gerekiyor.
Kitap genelde Mısır'da geçiyor. Mısır'ın her kitapta güzel bir şey olduğunun anlatılmasına rağmen Kelebeği Kutarmak'ın Mısır'ı oldukça kirli ve sıkıcı oluşu, gerçekleri göstermesi yönüyle bana hayli ilginç geldi. Kitabın adı kelebeği kurtarmak olmasına karşın kitabın orjinal ismi Kelebek Camii ve Türkçe'ye çeviri yapılırken Kelebeği Kurtarmak adının konulması biraz fantezi olmuş diyebiliriz. Kelebek Camii’nin özelliği harikulade güzel bir camii oluşu ancak çevresindeki yapılarca sıkıştırılmış ve bastırıldığı için adeta tuzağa düşmüş bir kelebeğe benzemesi sebebiyle belki de yazara göre İslamiyet’in belki de kendi içinde bulunduğu durumu anlatıyor. Yazar bazı yerlerde İslamiyet’in modern bir din olduğundan bahsediyor. Yazar; aşırı İslamcıların, radikallerin bu modern ve güzel dini bir dar bir kalıba sokma uğraşında olduğunu görüyor. Yazar Willow'a göre belki de bu kelebeği sıkışmış bu ortamdan kurtarmak için Batı'yla İslam arasında bir köprü kurmak gerekiyor.
Kitapta dikkatimi çeken en önemli şey, yazarın bazı şeyleri es geçmiş olması. Yazar Wilson, Hristiyanlık'tan İslamiyet’e aşırı derece hızlı bir geçiş yapıyor. Neredeyse bodoslama dalıyor. Ayrıca daha önceden Tanrı'ya inanmayan biri içinde oldukça şüpheli bir durum gibi gözüktü bana. Yazarın İslamiyet konusunda takındığı tutumu da oldukça sığ buldum ve samimi bulmadım. İslamiyet hakkında düşüncelerini belirtirken nedense hep olumlu yönlerini belirtmesi ve eleştirel bir bakışla yaklamaması oldukça düşündürücü geldi bana. Yazarın ailesi, Willow'un Müslüman olduğunu öğrendiğinde hiç tepki vermeden kızlarının Müslüman olmasına saygıyla karşılamaları bana oldukça tuhaf geldi. Yabancı bir ülkede yabancı bir adamla evlenmesine ya da din değiştirmesine pek karşı çıkmadılar. Sanki her şey olması gerektiği gibi gidiyordu.
Kitap hakkında olumsuz düşüncelerim oldukça ağır basıyor. Olumlu olarak gördüğüm şey, İslam coğrafyasının durumunu ana hatlarıyla sunması ve Mısır'ı oldukça gerçekçi anlatması. Olumsuzluklara gelince, genel olarak kitap zaman harcanacak ya da zevk alınacak bir kitap değil. Adı da bir aldatmaca. Adına bakıp çok şey umduğunuz kitaptan çok az şey alarak bırakıyorsunuz. Kitabı İslamiyet’i neden seçtiğini merak ettiğim almıştım ama onu da bulamadım. Kitabı okuyup bitirdiğimde yazar Willow Wilson'un bu kitabı İslamiyet'e olan ilgiyi arttırmak için çıkardığı, bir şeyleri değiştirmek için birileri tarafından yazdırılan bir kitap düşüncesi olduğu ağır bastı bende. Bu bağlamda Wilson'nun bir kültür ajanı da olabileceğini düşünüyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






