Dünyadaki en büyük cesurca davranış nedir biliyor musunuz? Bütün olumsuzluklara karşın olumlu düşünmeye inat etmek!

Yeşil Dokunuş ( Mart 2012)

Web sitemde istediğini arayabilirsin

26 Şubat 2012 Pazar

0 “Darbe Edebiyatı” zehirli mantara benzer(!)

                 AKP iktidar olduğundan beri sürekli darbe sözcüğünü duyar olduk. Her nedense darbe sözcüğü seksen darbesi sonrasında pek kullanılmayan bir sözcüktü. Belirli bir grup insan, neden darbelerle bu kadar uğraşır, darbeden koktuğu için mi yoksa darbeyi bizzat yapacağı için mi?
                Atatürk’ün gençliğe hitabesi gelecek için çok önemli ipuçları içeriyordu. Gelecekte gelen yöneticilerin vatan hainliğine düşmesi durumunda vazifeyi Türk gençliğe veriyordu. Atatürk’ün gençliğe hitabesindeki açıkça dile getirdiği bu endişeyi Türk ulusuna, “askeri gücü” jandarma ederek de bertaraf etmişti. Özellikle Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri sistemin ve ulusun koruyucusu olarak görülen TSK ve mevcut yapı, uzun süredir emperyalist güçler için değiştirilmesi zaruri görülen bir konuydu.
2012 Türkiye’sine geldiğimizde şu günlerde Atatürk’ün bize bıraktığı ordunun sistemin güvencesi olma durumu oldukça zayıflamış gözüküyor. Belki de emperyalistler amaçlarına ulaşmış durumdalar. Bu zayıflama sürecine baktığımızda özellikle darbe edebiyatının baya etkili olduğunu görüyoruz. Darbeler, üzerinden orduyu yıpratmanın neredeyse sıradan hale geldiğini görüyoruz. Yazımı hazırladığım sıralarda 28 Şubat süreci için bir iddianame hazırlanabileceği haberlerini şaşkınlıkla içeresinde dinledim. Anlaşılan iktidar için en önemli konu ordunun tümünün içeri atılması (!)
Darbeler üzerinden orduyu yıpratma yani darbe edebiyatı yapılırken özellikle Ergenekon gibi davalar ortaya çıkmadan önce sık sık önceki dönemlerde yapılanlar dile getirildi. Darbelerin kötülüğünü tartışmaya gerek duymuyorum. Darbe olması demek o ülkenin her anlamda geriye doğru gitmesi demektir ancak darbe mevcut sistemin tıkalı olduğu durumlarda gereklidir diye düşünüyorum. Ülkemizde gerçekleşen darbeler ve 28 Şubat olayı bana kalırsa ülkenin selameti açısından oldukça gerekliydi. Ne yazık ki medya ve siyasetçiler sizin olayları araştırmamanızdan, düşünmemenizden, sürüye uymanızdan yeterince yararlanıyor. Darbe dönemlerinde neler olup bittiğini kısaca incelersek darbe korkusunu kullanarak asıl hedeflenen şeyin mevcut sistemi değiştirmek olacağını anlayabiliriz diye düşünüyorum :
60 darbesi: Adnan Menderes ve hükümetinin faşizme giden bir iktidar kurduğu gözlerden kaçmayan bir gerçekti. Adnan Menderes, kendine bağlı bir polis teşkilatı oluşturma çabasına ve çeşitli gruplar üzerinden baskı kurma çabalarına girmişti. Kendine bağlı bir yargı kurma ve muhalefeti sindirme teşebbüsü haklı olarak darbeyi getirdi.
80 darbesi: Öyle bir dönem düşünün ki sağcılık solculuk çatışmalarından yolda yürünmeye bile korkulsun. Sağcılık, solculuk çatışmalarından ordunun bile bölünmeye gittiği ortamda en doğru iş yapılmıştı.
28 Şubat süreci: Devlete tarikat tabanlı yerleşmelerin yavaş yavaş başladığı ve şeriatı getirme niyetinin açıkça dile getirildiği bir ortamda bu sürecin gerekliliği elbette yadsınamaz bir gerçeklikti.
                Yukarda bahsettiğim dönemleri incelersek hepsinde haklı olarak bir dayanak bulunduğunu sonrasında ülkenin mevcut kaos ortamından kurtulduğunu göreceğiz. İşin bu yönüne bakarsak ordunun sistemi korumak adına önemli işler yaptığını ve eğer şu anda barış içinde, mutlu şekilde yaşayabiliyorsak bunun Atatürk’ün getirdiği bu miras sayesinde olduğunu bilmemiz gerekir. Ancak bu yazdıklarımın anlamı darbeleri övmeğe gelmemelidir. Darbe gerekli olduğunda savunulacak bir şeydir. Eğer şuanda süre gelen darbe teşebbüsleri davalarında haklılık payı varsa ve gerçek dayanaklarla ordu mensupları içeri atılıyorsa sonuna kadar bu davaların arkasında olduğumu da belirtmek isterim.  Eğer ortada vatan hainliği ya da Cumhuriyet’in varlığını tehlikeye atacak bir durum yoksa darbe teşebbüsleri en ağır cezalara çaptırılmalı bence.
Darbeleri değerlendirirken ve geçmişte olan darbeler sorgulanırken silahlı kuvvetlerin onurunu ve şerefini göz önünde bulundurulmalı, her şeyden önce darbelerin olduğu dönemler bütünüyle incelemelidir. Eğer askeri kuvvetler, darbe dönemlerinden sonra haksız yere insan öldürmüşse, haksız yere ceza vermişse bunların cezaları vakit geçirmeden verilmelidir. Bizdeki darbe dönemi yargılamalarında her ne hikmetse suçlu her zaman ordudur son zamanlarda. Oysa dönemleri incelediğimizde, 60 darbesinde Mevcut sistemi değiştirmeye çalışan Adnan Menderes’in suçundan, 80 darbesinde ülkeyi bölünme eşiğine getiren siyasi yapının suçundan, 28 Şubat Süreci'nde şeriatı getirmek isteyen Erbakan’ın suçundan ve bu dönemlerdeki suçlulardan bahsedilmez. Görevini yapan orduya suçlu gözüyle bakılması bu yüzden art niyetlidir. Tabii ki orduda da suçlu kişiler vardır. Örneğin Kenan Evren askeri darbe yaptığı sırada "Bir sağdan, bir soldan astık" sözü suçu açıkça itiraf demektir. Bu tip suçlar cezasız kalmamalıdır. Aydın kesim zaten bunların yargılanması için çalışmaktadır.
Darbelerde aslında esas sorun demokrasiyse, mevcut sistemin oluşturduğu yapı sorgulanmalıdır bence. Ne yazık ki suçlu gibi gösterilen ordu, gerçek suçluların yerini almış durumdadır çoğu zaman. Atatürk’ten bu yana mevcut sistem ne yazık ki temsili demokrasidir. Temsili demokrasi ne yazık ki vatandaşların sadece seçim zamanı ben buradayım demesidir. Bu sistem olduğu sürece siyaset tıkanmaya meyillidir. Daha kötüsü eski sistemde emniyet supabı olarak görülen ordu devreden çıkınca 550 vekil vatan hainliğine giderse ya da yönetim Adnan Menderes döneminde olduğu gibi faşizme kayarsa halk ne yapacak, halkı meclisten kim koruyacaktır? Bu bakımdan yeri gelmişken faşist yönetimlerin genelde önce polis devleti olduğunu arkasından askeri yönetimi ele geçirdiklerini hatırlatmakta fayda var. Ayrıca Adnan Menderes örneğini vermişken hatırlatmada bulunalım ordunun milletin koruyuculuğundan alınması durumundan şeri yönetim hareketlerine karşı bizi kim koruyacak? Zaten mevcut temsili demokrasi sistemi bizlere söz hakkınız sadece sandıkta var derken bizleri kim savunacak?  Bu bakımdan sürekli darbelerden bahsedilmesi, korku edebiyatı yaratılması gelecekte yapılacak sistem değişikleri için ön çalışmalar olabilir, oldukça dikkatli olmamız gerekir. Darbelerden bahsedenlerin kendilerine demokrat diyenlerin iktidar karşıtlarını anında içeri attıkları gözlerden kaçmamaktadır.  Bu sebeplerden dolayı demokrat kesilenlerin rahatlıkla sizleri kazıklama peşinde olduğunu rahatlıkla düşünebiliriz. Demokrasiden bahsedenler eğer bu ülkeye gerçekten demokrasiyi yerleştirme çabasında olsalardı öncelikle milletvekili dokunulmazlığı kaldırıldı. Milletvekillerinin sadece söz söyleme dokunulmazlığı olurdu. Halkın yönetim hakkında söz söyleme ve denetleme imkanı olmadığı bir ortamda orduyla bu kadar uğraşılması oldukça düşündürücüdür. Eğer halkın soru sorma hakkı olsaydı:  devletin neden PKK’ya yardım ettiği, MİTçilerin neden susturulmak istendiği, kar eden kurumların neden satıldığı, Başbakan’ının neden kendini BOP gibi Müslüman devletleri bölme projelerine eş başkan ilan ettiği, hukuka aykırı olmasına rağmen neden özel yetkili savcılı bulunduğu gibi sorular bizzat halk tarafından sorulacaktı. Eğer bu soruları soramayıp onlar şüphelendiğiniz şeyler hakkında dava açamıyorsanız, bilin ki sizi demokrasiyle kandırıyorlar demektir.  Bilin ki birileri bir şeylerin peşinde demektir. Bu yüzden darbe tartışmalarında sadece askeri hedef alan  her türlü konuşma, tartışma zehirli mantarlara benzer. Size yutturmaya çalıştıkları o "demokrasi" sözcüğü, dıştan  aynı o zehirli mantarların şapkası gibi güzel ve leziz gözükür ama yedikçe zehirlenip ölmekte olduğunuzun farkına varmazsınız(!)


Yeşil Dokunuş

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder