Dünyadaki en büyük cesurca davranış nedir biliyor musunuz? Bütün olumsuzluklara karşın olumlu düşünmeye inat etmek!

Yeşil Dokunuş ( Mart 2012)

Web sitemde istediğini arayabilirsin

5 Aralık 2012 Çarşamba

1 Sistem dediğimiz şey böyle işliyor

        Hiç düşündünüz mü haftada altı veya beş gün, günde on, on iki saat boyunca çalışmanıza rağmen neden maddi olarak yetemediğinizi? Uğraşıyorsunuz, didiniyorsunuz ama her nedense daima sıkıntıdasınız. Hep borç içindesiniz ve mücadele ediyorsunuz. Neden böyle hiç sorgulamadınız mı? Sorgulasanız bile bilmediğiniz, görmediğiniz o kadar çok şey var ki! İşte biz sorgulayamadığımız, farkına varamadığımız veya vardığımız bizi örümcek ağı gibi saran şeye sistem diyoruz.
          Hep yakındığımız sistemi aslında şu kelimeler gayet iyi özetliyor: “Dünyanın zenginliğinin %99’u dünyada yaşayan %1’lik kısmın elinde.” Bunun anlamı dünyadaki bütün zenginlikler belirli kesme ve insanlara akıyor. Bizim ürettiğimiz her şey bu gruba gidiyor. Bunun diğer bir anlamı ise dünyadaki çarpık düzen. Çarpık düzenin diğer anlamı ise fakirler ve orta gelirliler fakirleşirken zenginlerin daima zengin kalması…

         Kimileri diyebilir ki o bahsettiğiniz zengin kesim çalışmış kazanmış kime ne? Gerçek hiç böyle değil oysa. Acı gerçek siz fakir olduğunuz için onlar zenginler, sizin köle olmanız için ellerinden geleni yapıyorlar. (Burada bahsettiğimiz zengin kesim mal varlığı belirli bir miktarın üzerinde olanlar değil. Dünyayı yöneten süper zenginler.) Yaptıkları en önemli ve ilk şey çalıştığınız kazandığınız yani ürettiğiniz değerin önemli bir kısmını, sizi köle gibi çalıştırarak size vermek yerine ceplerinde tutmak. Kısacası size olduğundan az maaş verip sizi köle gibi kullanmak. Bunu çeşitli yollarla yapıyorlar. Bu yollardan ilki üretilen değerlerle alakalı. Üretim merkezlerinde ve fabrikalarda üretilen teknolojinin getirdiği kirlilik hiç umursanmadığı için veya vurdumduymazlık sonucu çevrenin kirlenmesi sonucunda insan sağlığı bozuluyor. Netice olarak hasta bir nesil yetişiyor. Bu hasta nesil ilaçlarla besleniyor. Yani sizin ürettiğiniz değer ve para, sizi hasta edecek şartlar oluşturularak tekrar geri alınıyor. Kazandığınız paranın bir kısmını bu yolla sizi yönetenlere geri veriyorsunuz. Ama durun daha bitmedi. İlaç sektörünün eline düştüğünüz anda ikinci aşama başlıyor. En basit hastalıklar için bile yıllarca ilaç kullanmak zorunda kalıyorsunuz. Devletiniz sizden aldığı vergileri bu ilaç hortumcularına veriyor. Bu konuda kendimden bir örnek verirsem durumu gayet iyi anlayacaksınız. Çocukluğumdan beri çekmediğim hastalık kalmadı. Çocukken tam on sekiz sene bronşitle uğraştım. Daha sonra sinüzitle daha sonra ateşli romatizmayla geçti ömrüm. Her hastalığım için senelerce ilaç kullandım. Şu an çok iyiyim. Önemli bir rahatsızlığım yok. Tahmin edin bakalım sağlımı ilaçlardan mı kazandım? Tabii ki hayır. Bitkisel tedavi yöntemleri sayesinde bütün hastalıklarımı iyileştirdim. Eğer halen ilaçlara devam ediyor olsaydım bugün elimde bir torba ilaçla geziyor olurdum. Uzay çağında olup en basit hastalıklar için bile senelerce ilaç kullanmak tuhaf değil mi? Evet, oldukça tuhaf. Çünkü işin içinde ciddi paralar var. Bugün ilaç firmaları bitmek bilmeyen hastalıklardan büyük paralar kazanıyorlar. Yeni bir ilaç çıktığında doktorlara bu ilacı sattırabilmek için dünyanın öbür ucundaki tatil beldelerine götürüyorlar eğer bu iş bu kadar karlı olmasa sizce nasıl olacak bütün bunlar? İşte bitmek bilmez hastalıkların pençesine düştüğünüz anda elde ettiğiniz sabah akşam kazandığınız para ilaçlar yardımıyla böyle onlara geri dönüyor. İlaç demişken işin başka bir halkası da yiyecekler ve içecekler. Yediğimiz şeyler çoğu zaman direk zehir etkisi yapıyor. Örneğin, şekerli her türlü yiyecek gelecekte başımıza gelecek hastalıklar için davetiye. Her türlü abur cubur ve insan yapımı yiyecekler vücudumuz için zehir etkisi yapıyor. Bir de GDO’lu ürünler var. Genetiği değiştirilmiş yiyecekler de kanser etkisi yaratıyor. Elit kesimin sahip olduğu yiyecek şirketleri, bu ürünlerden büyük paralar kazanırken sizleri ilaç şirketlerinin eline teslim ediyorlar. Bu çark böyle işlerken işin diğer boyutunu da ihmal etmiyorlar. Dünyada her zaman bir yerlerde bir savaş çıkarıp çıkan savaştan ve ölen insanların kanlarından büyük paralar kazanıyorlar. Silah tacirleri ve silah üreticileri bu savaşlardan büyük paralar kazanıyorlar. Savaş çıkarmak için de insanları kamplara ve ideolojilere bölüyorlar. Dünyada sağcılık, solculuk, gibi bir sürü akım varken bu akımların peşinden giden bir sürü insan varken sizin sırtınızdan geçinen şlar savaşmanızdan geçinen sadece bir grup insan var ve onlar siz kullanıldığınızı anlayıncaya kadar savaşmaya devam edecekler. Bu elit kesim yukarda anlattıklarım dışında aklınıza gelmeyecek türlü türlü şeylerden paranıza ve canınıza göz dikiyorlar, size sadece yaşayacak kadar para ve yaşanacak alan kalıyor. Maalesef sistem ve sistemi yönetenler her şeyi çok iyi kurgulamışlar. Siz bunların farkına bile varsanız sizi uyandırmamak için siyasetçileri kullanıyor ve siz bir şeyleri değiştirmek için harekete geçmedikçe sistem denilen şey aynen böyle işleyip devam edip gidiyor.
            Sistem denilen şeyin devam etmesi için halkın sorgulamaması düşünmemesi büyük önem taşıyor. Tahmin edeceğiniz halkı kontrol edebilmek için en büyük rolü medya üstleniyor. Medya uyutmak ve uyutturmak için kullanıyor; ama tahmin edeceğinizi gibi en büyük kontrol aracı sadece medya değil. Burada en önemli kontrol aracı siyasetçiler. Sistemin devam etmesi uygun, kokuşmuş siyasetçiler başa getiriliyor. Değişmesi gereken şeyler bu siyasetçiler tarafından engelleniyor. Örneğin şekerli yiyeceklerin ve abur cubur ürünlerin sağlığa zararı bilinirken, sigaranın zararları, GDO’lu ürünlerin zararları bilinirken sağlımıza zararlı şeyler konusunda herhangi bir adım atılmıyor, dahası bizi hasta edecek ne varsa destekleniyor. Dünyada ve Türkiye’de çevre kirliliği hızla ilerlerken her nedense ciddi önlemler alınmıyor. Dahası hemen hemen her devlet, sağlığa ciddi paralar harcarken sağlık sektörü kanımızı canımızı emerken ciddi politikalar uygulanmıyor. Bunlardan önemlisi halkın ellerinde tutmak için halkın uyanmaması için halkı ideolojik kamplara bölüp onları çeşitli günlük siyasal meselelerle uğraştırırken çözüm bulunması gereken hiçbir soruna çözüm bulmuyorlar. Ne kadar ilginçtir ki siyasetçilerin bunu yaparken kullandıkları en temel dayanak demokrasi dedikleri konuşma özgürlüğü oluyor. Oysa demokrasi dedikleri şey, konuşma özgürlüğünden çok kendilerini korumak oluyor; halka sandık dışında başka bir altarnatif verilmiyor, baştakileri denetleme ve çıkan yasalar hakkında söz söyleme hakkı verilmiyor.
           Bu yazıyı yazarken kendimi sistemden öte biri olarak görmedim. Siz de görmeyiniz. Biz sadece olanların farkındayız hepsi bu. Bu dünyada yaşadıkça sistemin sunduğu şeylerden faydalandıkça ve sistemi değiştirmek için bir şeyler yapmadıkça hepimiz köleyiz, sistemin değişmez parçalarından bir tanesiyiz.

                                                                                                                                     Yeşil Dokunuş





1 yorum:

  1. Sistemli kölelik,peki bu sistemi devam ettiren görünmeyen gücler kimler?

    YanıtlaSil