Dünyadaki en büyük cesurca davranış nedir biliyor musunuz? Bütün olumsuzluklara karşın olumlu düşünmeye inat etmek!

Yeşil Dokunuş ( Mart 2012)

Web sitemde istediğini arayabilirsin

20 Kasım 2014 Perşembe

1 İleri demokrasi değil, ileri yobazlık


               




          İnternette vakit geçirmeyi seven bir insanım. Kimi zaman sabaha kadar sosyal medyada sabaha kadar turladığım oluyor. Bu turlamalar esasında tartışmayı sevmesem de illa ki kendimi bir tartışma ortamında buluyorum. Bu tartışmalar aklınıza gelebilecek her türden oluyor. Ama sonuç genelde hep aynı oluyor. Genelde karşı tarafın beni hiç dinlemediğini hep aynı şeyi söylediğini görüyorum.  Sonuç olarak tartışmalar genelde anlamsız ve kimsenin birbirini etkileyemediği sıradan, sığ böğürmeler olarak geçiyor.  Kaliteden çok, dikkatimi şey genelde bilindik ve otomatik cümleler kurulması. Bugünlerde siyasi ortam oldukça yoğun olduğu için genelde siyasi tartışmalara giriyorum ve tür insanlar burada karşıma çıkıyor genelde. Bir partinin yanlışını söylediğim zaman aldığım cevap genelde sen öteki partili misin oluyor. Oysa burada asıl mesele x partisinin yanlışı iken yanlış üzerinden konuşulmayıp doğru aranmayıp başka bir konuya geçiliyor. Kısacası kör körlemeye o düşünce veya x partisi savunuluyor. Aynı şeyi girdiğim başka tartışmalarda görüyorum. Dini tartışmalarda veya hayat konusunda yaptığım tartışmalarda. Genelde bir konu hakkında konuşulmuyor adeta iki taraf hayvan misali bir birine böğürüyor. Resmen insanların konuşamadığını, anlaşmadığını görüyorum. İşin daha trajik tarafı tartışmalarda sanki insanlar arabaya yarıştırır misali iddia yarıştırdığını görüyorum. İnsanlar genelde bir düşünceyi körü körüne savunmayı ve ona bağlanmayı çok seviyor.  Aslında ortada bir yanlış varsa kanıtlanabilen yanlış varsa rahatlıkla üstüne gidebilir ve anında çözüme ulaşabilir ancak buna bir şeylere sıkı sıkıya taraf olmamız engel oluyor.  Aslında bu söylediklerim bir anlamda kokuşmuşluk alameti, bilgiye değilde sadece kendi söylediğine inanma; bir ideolün peşinden körü körüne gitme hiç düşünmediğimizin ve körlüğümüzün kanıtı. Aslında bu meseleyi en iyi anlatan kelimelerden bir tanesi de genelde AKP’ye oy verenler için kullanılan koyun kelimesi. Eğer tartışma ortamlarına iktidarı eleştirenlerle iktidarı sevenlerin tartışmalarına sıkça denk geldiyseniz genelde koyun sözcüğünün AKP’liler için kullanıldığını görürsünüz. Aslında koyun sözcüğü yobaz sözcüğüyle eş anlamlıdır. Çünkü bu sözcüğü icat eden her kimse karşı tarafın olayları göremediğini ve körü körüne bir liderin peşinden gittiğini söylemek için kullanmıştır. İşin daha garibi ve trajik komik yönü ise bu sözcüğü kullanan kişilerin partisine bir söz ettiğinizde AKP’lilere benzer tepkiler vermesi ve iddia ettiğiniz şey üzerine konuşmak yerine konuyu başka yerlere taşıması! Kısacası başkalarına koyun diyenler yine koyunluk yapmaktan kendilerini ala koyamıyorlar. Aslında koyunluk yani tutuculuk, Türk toplumunu yavaş yavaş çürütüyor. Ben bir konuşmamda şu lider çözüm üretmiyor, neden onun peşinden gidiyorsunuz dediğimde ilk işittiğim şey küfür ve düşmanlık oluyor. Yobazlığın en önemli kanıtlarından başka düşüncelere tahammülsüzlük en ufak tartışmada bile ortaya çıkıyor. Gördüğüm kadarıyla bu çürüme kendini hemen hemen her alanda gösteriyor. Bu çürümenin sonucu olarak başta yukarda söylediğim gibi başka düşünceye tahammülsüzlük ve idolerin peşinden sorgusuz sualsiz gitmek dışında işçi ölümleri, çocuk gelinler, trafik kazaları ve soba zehirlenmeleri basit ölümlerde dünya liderliğine soyunuyoruz ve ne yazık ki düşük gelirli işlerde çalışmak insanca muamele görmeyi beklemek bile bizim için oldukça uzak hale geldi bu ülkede… Çünkü tutuculuk ve yobazlık beraberinde çözüm üretmemeyi de getiriyor. Bütün bunların sonucu olarak insanlar hemen hemen her konuda çözüm odaklı gideceklerine bir lider peşinden gitmeyi veya oy atmayı maharet sanıyor.  İşin daha vahimi çözüm üretmeme merkezi olarak sadece hükümet gösteriliyor. Evet, x partisi baştaysa elbette ki pek çok şeyden sorumludur ve sorunun kaynağı hükümetse muhalefet buna el atmıyorsa yani bu hükümetten kurtulmak için çözüm üretmiyorsa sıkıntının kaynağı iktidardaki “x” partisi değil, çözüm üretmeyi düşünmeyen sorgulamayan “y”, “z” partileri yaşanılan sıkından eşit derece sorumludur.  Bundan daha vahimi çözüm için zorlamayan daha kötüsü liderlerin, partilerin peşinden giden halk da o çözülmeyen sorunlar için en az onlar kadar sorumludur. Sanki bir futbol takımını tutar gibi parti ve kişiler tutulduğu, sorunlar üzerinde düşünülmediği orta çağ karanlığında kalmaya mecbur olduğumuzu görmek çok da zor değil. Düşüncelerdeki tutuculuk ve kafalardaki bağnazlık gitmediği sürece işimiz çok zor.  Kısacası 2014 Türkiye’sinin ileri demokrasiyi değil ileri yobazlığı yaşadığı açıkça gözüküyor.
         Sadece siyasette değil her alanda benzer tutuculuk gördüğüm için sık sık kendi kendime bazen şöyle düşünüyorum : “Toplumdaki aşırı tutuculuğun nedeni topluma bilginin ve akılcılığın değil, cahilliğin egemen olmasıdır.” Derken bunu en önemli etken olarak görürken işin içinde çok derin başka şeyler olduğunu da görmek doğrusu beni üzüyor. Bu şeyleri anlatmamın şimdi yeri değil. İşte bu yüzden bazen “Kim bilir belki de asıl sorun insan olmamızdır” demeden edemiyorum. Eğer düşündüğüm doğruysa çözüm yine insandadır diyerek sizi düşüncelerle baş başa bırakarak bu yazıyı bitiyorum…
          
Mehmet Alp Yeşildokunuş

1 yorum:

  1. Bizde kelimelerin yüklendiği anlamlar bilinmiyor.

    Daha ötesi, kelimelere yüklenmiş anlamlar değiştiriliyor, içi boşaltılıyor.

    Koyunluk bu nedenle sıradanlaşıyor.

    Örneğin profesyonel kelimesinin anlamını, spikerler dâhil uzman, kompetan anlamında yanlış kullanıyorlar.

    Oysa profesyonel, yaptığı işten para kazanan demektir.

    Bir taksiciyle aynı ehliyete ve belki daha uzmanlaşmış bilgi ve beceriye sahip olma rağmen salt o para kazandığı için profesyonel, ben ticari kaygı olmadan kullandığım için amatör sürücü oluyorum.

    Bu durumda içinde profesyonel geçen bir cümle okuduğunuzda, size anlatılan farklı sizin anladığınız farklı oluyor ve kavram yerine oturmayınca anlamsız tartışmaya giriyorsunuz.

    Yazık ki sosyal medya denen ortamda değil kelimelerin anlamını bilen, kelimenin yazılışını dahi bilmeyen insanlar size akıl verir durumda.
    Üstelik bunlar yerel ya da ulusal basında köşe kapmış durumdalar.

    Adamlar bizimle turkche yazıştığının farkında bile değil, “yazın yanlış turkche değil Türkçe” dediğin zaman, sen hangi çağda kaldın diyorlar.


    Çok yakın imla sorunu içeren örnekleri şurada kaleme almaya çalışmıştım.

    “Vatanseverler, hâlâ Tîz reftâr değildir” başlığında bulabiliriniz.

    http://toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=13614.0

    Saygılar…

    YanıtlaSil