Dünyadaki en büyük cesurca davranış nedir biliyor musunuz? Bütün olumsuzluklara karşın olumlu düşünmeye inat etmek!

Yeşil Dokunuş ( Mart 2012)

Web sitemde istediğini arayabilirsin

3 Haziran 2015 Çarşamba

0 Odundan vekil olur mu?




         
         Adnan Menderes. Çoğunuz onu demokrasi şehidi veya ülkeyi kalkındıran adam olarak tanıyor. Gerçekte zalim bir diktatör olan bu adam, idam edildiğinden beri bu adam allandı pullandı ve demokrasi meleği ilan edildi. Tam elli yıldır zihinler asılma edebiyatıyla yıkandı ve yapılanlar unutturuldu.

              Gerçek Menderes zamanında Hitler’i hiç aratmadı. Kafasındaki  (ihanet) projelerini uygulamak için her yolu denedi. Bu yolda en büyük yardımcısı medyaydı. Menderes, televizyonları ve gazeteleri susturdu kendine bağlı medya yarattı. Kafasında kendine bağlı bir ordu yaratma fikri vardı ki Alalhtan birileri ona dur dedi. Türkiye Cumhuriyet’inin en karanlık dönemi yaşanırken ona bağlı tebaa onun yediği haltları göremiyor, onu adeta peygamber ilan ediyordu. Halk onu hizmetçisi sanıyorken o, halkı kölesi olarak görüyordu. Halkı kendine bağlı köle olarak gördüğü için :  “Ben odunu aday koysam vekil seçtiririm.” diyordu. Menderes utanmasa belki de gerçekten bunu yapacaktı. Çünkü onun için iktidar, halkı ezmek ve köleleştirmek demekti.  Aslında bu sözler gerçekten uzaklaşmış ne kadar cahil olduğumuzun kanıtı gibiydi ve yeni kurulan Cumhuriyet’in insanlarının düşünce yapısını anlatıyordu bir yerde. Menderes’in kendine bağlı medyadan çok kendine bağlı kölelere güvendiği için bu sözleri söylemişti. Güvendiği şey, sorgulamayan öl dese ölüme gidecek kadar ruhunu kaybetmiş cahil bir topluluktu. O topluluğa bir taraftan “ben dindarım”, diğer taraftan “ben sizin hizmetkarınızım” diyordu. Aslında ne dindardı ne de hizmetkardı.  O halkını cahil görüp istediğini yaptıracak kadar egoist biriydi. Bol bol yalan söyleyerek insanları gütme sanatını sonuna kadar icra ediyordu. 

                Menderes idam edildikten sonra “odundan vekil koyma” sanatı hep devam etti; çünkü Osmanlı’dan getirdiğimiz cehalet sorunu hiçbir zaman tam anlamıyla çözülmedi.  Menderes’ten sonra insanımız iktidarın veya muhalefetin önüne koyduğu odunları seçmeye devam etti. Çünkü en büyük odunlar dış güçler tarafından belirleniyordu ve siyaset parayı bastıranın düdüğü çaldığı bir ortam haline gelmişti. Ne yazık ki insanların oylarını ve kaderlerini vekilin veya partinin topluma verecekleri değil, partilerin ideolojileri veya liderlerin karizmatikliği belirliyordu. Sonuçta Türk halkı olarak yıllarca hep önümüze konulan odunları seçtik. Eğer Müslümansak A partisini, Atatürkçüysek B partisini, ortalarda bir yerde duruyorsak C partisini seçip yolumuza baktık. Bir de utanmadan bu odunları seçerken seçtiğimiz takım şampiyon olmuş gibi sevindik. Hatta hiç sıkılmadan “ bak benim partim birinci gelecek. Sandıkta kazanacağız” dedik. Salaklar bu sözlerle övünürken odunların bizi yönetmesi için ağızlarına Kuran’ı, Atatürk’ü ve de Milliyetçiliği alması yetti. Halk olarak bu adamlar ne yapıyor demek içimizden gelmedi. Sonuçta yıllar birbirini kovalarken Atatürk’ün çağdaşlaşma yolundan çıktık ve sıradan bir Ortadoğu ülkesi haline geldik, zamanla bizi biz yapan her şeyi kaybettik. Belki de hepsinden daha kötüsü bu ideolojik odunlar sayesinde belki de vatanımızı kaybedeceğiz farkında değiliz. Şu ana kadar bizi o ülkelerden ayıran tek şey Atatürk’ün varlığından başka bir şey değildi. Odunlar siyasi geçmişimize bol laf salatasından başka bir şey katmazken en sıradan ülkeler bile aya araç gönderdi, yeni icatlar yaptı. Müslüman, Atatürkçü, Milliyetçi ocu bucu odunlar ve bu odunlara tapan biatçılar sayesinde Afganistan’la yarışır hale geldik farkında değiliz.
                Adnan Menderes aslında bütün siyasilerin düşünce yapısını belli eden cümleyi ağzından kaçırmıştı. Aslında halkı kandırma sanatını kendince deşifre etmişti. Ülkenin durumunu sağlıklı okuyabilenler görecektir ki bugünkü partiler herhangi bir kediyi vekil adayı olarak gösterse ve dese ki bak bu kedi Müslüman bir kedi, bak bu kedi Atatürkçü kedi, bak bu kedi Vatansever bir kedi. Bu kediyi seçersen ülke şöyle kalkınacak, böyle olacak dese bir de o kedinin yanına kutsallık eklese eminim ki o kedi bu ülkenin başbakanı bile olur. Olur çünkü halkımız süslü cümlelere inanmayı, kandırılmayı ve bir şeylere tapmayı çok seviyor!
                Bu yazıyı okuyanlara şöyle bir öneride bulanacağım.  Koyunlu, odunlu ve kedili bir ülkede akıl sağlığınızı korumak için bol bol okuyun, düşünün ve ideolojik saçmalıklara da kanmayın. Siyasi kimlik olarak sadece insan olmayı seçin. İşte o zaman göreceksiniz ki odunları vekil yaptırmaya çalışan şeytanlar ortadan kaybolacaktır.



                                                                                                               Mehmet Alp Yeşildokunuş

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder